Kıbrıs'ın herpetofaunası hakkında bilhassa son
yıllarda giderek artacak şekilde yapılan çalışmalarda (Schmidtler, 1984; Schätti,
1985; Osenegg, 1989; Schätti & Sigg, 1989; Wiedl & Böhme, 1992; Böhme &
Wiedl, 1994; Göçmen et al., 1996a) Kıbrıs için endemik olan yeni bir yılan
türü, Coluber cypriensis (Schätti, 1985) ve yeni bir kertenkele türü, Ablepharus
budaki (Göçmen et al., 1996b) tanımlanmıştır. Ayrıca Telescopus
fallax, Vipera lebetina ile Natrix natrix' in taksonomik
durumunun problemli olduğu, Bufo viridis'in ise subspesifik durumunun belli
olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Kıbrıs'daki Rana ridibunda örneklerinin
İsrail'den tanımlanan yeni bir tür, R. levantina olduğu belirtilmiştir
(Schneider et al., 1992; Böhme & Wiedl, 1994). Başoğlu ve Baran (1977)
tarafından Kıbrıs'taki Chamaeleo chamaeleon populasyonlarının nominat
alttüre ait olduğu belirtilmiş olmasına rağmen, Böhme ve Wiedl (1994) Ada’daki
populasyonun Doğu Akdeniz'li bir form olan C. c. recticrista alt türü ile
temsil edildiğini belirtmişlerdir. Aynı çalışmada Kıbrıs'daki Ophisops
elegans populasyonunun Hatay (G. D. Anadolu) populasyonuna benzediği
vurgulanmıştır.
Budak ve Göçmen (1995) tarafından Kıbrıs'daki Lacerta
laevis populasyonunun düşük bir olasılıkla da olsa iki ayrı populasyon
halinde olabileceği belirtilmiştir. Ayni araştırıcılar Kuzey Kıbrıs L.
laevis populasyonunun Adana ve Mersin civarındaki nominat ırk, L. laevis
laevis örneklerinden (Budak, 1976) bazı önemli morfolojik karakterler
bakımından ayrıldığını ve Werner (1936)' in vermiş olduğu diagnostik karakterler
ile iki populasyonun ayırt edilemiyeceğini ortaya koymuşlardır. Böylelikle Osenegg
(1989) ile Schatti ve Sigg (1989) 'in bu konudaki süphelerini doğrulamışlardır. Budak
ve Göçmen (1995) ayrıca saptanan farklılıkların tür düzeyinde olabileceğini ifade
etmişler ve belki de Kıbrıs populasyonunun L .troodica şeklinde tür
düzeyine çıkartılabileceğini söylemişlerdir. 1999’da yapılan serolojik bir
çalışma (Tosunoğlu et al., 1999) ile Ada’daki Lacerta populasyonunun
kesin olarak farklı bir tür olduğu ve L. troodica olarak isimlendirilmesi
gerektiği açığa çıkartılmıştır. Dolayısı ile bu tür de Kıbrıs’ın endemik
türleri arasına girmiştir.
Ada’da yaşayan Ablepharus populasyonu ise
uzun yıllar komşu ana karalarda yaşayan ırk, Ablepharus kitaibelii kitaibelii
olarak kabul edilmiş, ancak Göçmen et al. (1996b) buradaki populasyonun başka
ve yeni bir ırk olduğunu, keza Türkiye ve Ermenistan’da dağılış gösteren A.
k. chernovi’ye benzediğini belirtmişler ve buradaki ırkı A. k. budaki olarak
isimlendirmişlerdir. Schmidtler (1997) daha sonra Türkiye ve Yakın Doğu’yu kapsayan
bir bölgede tüm Ablepharus populasyonlarını gözden geçirmiştir.
Kıbrıs’ta bulunan formun ayrı bir tür olduğunu ve akraba ırkların İsrail, Suriye
ve Türkiye’de de dağılış gösterdiğini belirlemiştir. Bu yüzden araştırıcı
önceden alttür olarak Göçmen et al. (1996b) tarafından tanımlanan A. k.
budaki’yi, A. budaki şeklinde tür düzeyine çıkartmıştır.
Diğer taraftan Kıbrıs'ta soyunun tükenmiş olduğuna
inanılan (Schmidtler, 1984; Schätti, 1985; Osenegg, 1989; Schätti & Sigg, 1989)
Yarısucul yılan, Natrix natrix Güney Kıbrıs'da üreyebilir bir
populasyon halinde yeniden bulunmuş (Wiedl & Böhme, 1992) ve ilk olarak
Boulenger (1910) tarafından Ada’dan rapor edilen Coluber najadum
(İnce Yılan, Ok Yılanı) uzun yıllar sonra yeniden Kuzey Kıbrıs’ta saptanmıştır
(Göçmen et al, 1996a).
Herpetofauna ile ilgili kitaplarda amfibi ve sürüngenler
birlikte ele alınırlar. Bu sitede de Kıbrıs’da yaşayan sürüngen ve amfibi
türleri birlikte tanıtılmaya çalışılmıştır. Söz konusu iki grubun tanıtıcı
genel özellikleri ile bunların çevreyle ilişkileri hakkındaki kısa açıklamalar
aşağıda sırasıyla verilmiştir.
  
2.
KURBAĞALARIN GENEL ÖZELLİKLERİ
Amfibiler (kurbağalar), balıklarla sürüngenler arasında
yer alan bir omurgalı sınıfıdır. Çünkü bazı özellikleri balıklara, bazı
özellikleri de daha üst gruplara benzemektedir. Nitekim embriyoları balık embriyosuna,
dört ayaklarının bulunması da kara omurgalılarına benzer. Amfibia Yunanca çift
yaşamlı manasındadır. Çünkü kurbağaların bir kısmı kısmen suda, kısmen de
karada yaşarlar. Gelişmeleri genellikle suya bağlıdır. Yumurtalarını genellikle
suya bırakırlar, larva evreleri de genellikle suda geçer. Karada yaşayanlar da yumurta
bırakmak üzere suya giderler. Balıklara benzer atadan meydana geldikleri kabul edilen
amfibiler, karada yaşayabilmek için bazı değişiklikler geçirmişlerdir. Örneğin
yüzgeçler yerine bacaklar, solungaçlar yerine de akciğerler meydana gelmiştir.
Sudan karaya geçen grup olarak tanınan amfibilerin bazı
tipik özellikleri şöyle sıralanabilir. Derileri çıplaktır, yani deride pul, tüy ve
kıl gibi yapılar bulunmaz. Derileri bol salgı bezi içerir Bu bezlerin salgıları ile
deri devamlı olarak ıslak tutulur. Ayrıca derilerinde zehir etkisi yapan salgı bezleri
de mevcuttur (Şekil 1).
Ergin kurbağalar boylarına göre diğer hayvan türlerini
yiyerek beslenirler. Böcekler, solucan ve salyangozlar başlıca besinlerini teşkil
eder. Larva devresinde kuyruklu kurbağalar etçil, kuyruksuz kurbağalar ise bitkisel
besin alırlar. Gelişmeleri genel olarak metamorfozludur, yani gelişmelerinde bir larva
devresi vardır. Metamorfoz devresi türlere, sıcaklık derecesine ve diğer dış
şartlara göre uzun veya kısa olabilmektedir.
Kuyruklu kurbağa türlerinin çok canlı renklerde
olmasına karşılık, kuyruksuz olanlarda vücut rengi ortama uyum sağlamıştır.
Örneğin Bufo viridis (Gece Kurbağası) türünün yanından geçerken ancak hayvanın
sıçraması sonucunda fark edilmesi mümkündür.
Kurbağa türleri iki faktöre tahammül edemezler. Bunlar
kuraklık ve tuzluluktur. Bu nedenle kurbağalar denizlerde bulunamazlar. Yine kurbağalar
deri yapıları ve diğer özellikleri nedeniyle kurak yerlerde yaşayamazlar.

Şekil 1. Bir erkek kurbağanın yandan genel görünüşü
(Arnold & Burton, 1978’den değiştirilerek). 
  
3.
KURBAĞALARIN ÇEVREYLE İLİŞKİLERİ
Tabiatta kurbağaların da düşmanları vardır.
Bazı kuşlar, su kaplumbağaları, yılanlar, memeli türleri ve büyük tatlı su
balıkları kurbağaları yiyerek beslenirler. Bazı böcek türleri de kurbağaların
sudaki larvalarına önemli zarar vermektedirler.
Günümüzde birçok hayvan türü için olduğu gibi
kurbağaların da en büyük düşmanı insanlardır. Diğer taraftan kurbağalar
böceklerle beslendiklerinden, bazı zararlı böceklerin çoğalmasını önledikleri
için insanlara yararlı olmaktadır. Buna karşılık insanlar kurbağaların doğal
dengedeki önemini yeterince kavrayamadıklarından, bilerek veya bilmeyerek kurbağalara
önemli zararlar vermektedirler. Örneğin yaşama ortamları olan sulak alanlar yok
edilmektedir. tatlı su sistemleri (nehir veya göller) hızla ve tehlikeli bir şekilde
kirletilmektedir. Bu nedenle, kurbağa populasyonlarının soylarını devam ettirmeleri
imkansız hale gelmektedir.
  
4.
SÜRÜNGENLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Sürüngenler (Reptilia) amfibilerle kuşlar arasında yer
alan bir omurgalı grubudur. Kara hayatına uyum sağlamışlardır. Derileri kuru ve
derilerinde salgı bezi yok denecek kadar azdır. Derilerinin üstü keratin tabakası ile
örtülüdür. Keratin tabaka vücudun değişik yerlerinde pul ve plaklar halinde
yapılar teşkil eder. (Şekil 2, 3, 4, 5, 6). Bu
tabaka zaman zaman atılarak yenilenir.
Sürüngenlerin bir kısmı 4 bacaklı, bir kısmı da
bacaksızdır. Bacaklı olanlarda bile vücut yere değecek kadar alçaktır.
Sürüngenlerin büyük bir kısmı karada, bazıları da suda yaşar. Ancak suda
yaşayanlar da akciğerle solunum yaparlar.
Sürüngenlerde genellikle çiftleşme organı bulunur. Bu
nedenle de döllenme içte gerçekleşir. Çoğu yumurta bırakır. Yumurtalar dayanıklı
elastiki kabuklu yahut kuş yumurtası gibi kolayca kırılabilir tiptedir. Bazı
sürüngen türleri canlı doğurur, gelişmelerinde de bir larva devresi bulunmaz.
Yumurtadan çıkan yavrular minyatür erginlere benzerler.
Sürüngenler genellikle diğer hayvanları avlayarak
beslenirler. Bazı kara kaplumbağaları ile bazı kertenkele türlerinin esas besinlerini
bitkisel maddeler teşkil eder.

Şekil 2: Kaplumbağada Baş plakları: A,B-Başın üstten,
C-Başın yandan görünüşü. Pf: Praefrontale, F: Frontale, N: Nasale, M: Massetericum.
T: Tympanicum (Baran & Atatür, 1988; Başoğlu & Baran, 1977’den
değiştirilerek). 
  

Şekil
3. Genel bir kaplumbağa şeklinde keratin plaklar: A- Üst kabuk (karapas), B- Alt kabuk
(plastron) N: Nuchale, V1-V5: Vertebralia, C1-C4:
Costalia, M1-M11: Marginalia, Sc: Supracaudalia, G: Gulare, H:
Humerale, P: Pectorale, Ab: Abdominale, F: Femorale, An: Anale, Ax: Axillare. In:
Inguinale (Basoğlu & Baran, 1977’den değiştirilerek). 
  

Şekil
4. Kertenkelelerde baş ve karın plakları: A- Yandan, B- Üstten, C-Alttan
görünüşü, D-Arka bacak bölgesinin alttan görünüşü. An: Anale, Co: Collaria, F.
Frontale, Fp: Frontoparietalia, Im: Inframaxillaria, In: Internasale, Ip: Interparietale,
FeP: Femoral Delikler, KC: Kloak Yarığı, L: Loreal Plaklar, M:Massetericum, Me:
Mentale, MG: Median Gularia, N: Nasale, O: Occipitale, P: Parietalia, Pan: Preanale, Pf:
Praefrontalia, Pn: Postnasalia, Po: Preoculare, R: Rostrale, SG: Supraciliar Granüller,
Su: Sulcus Gularis, Sl: Supralabialia, Sn: Supranasalia, So: Suboculare, Soc:
Supraocularia, SP: Supraciliar Plaklar, St: Supratemporalia, T: Tympanicum, TP: Temporal
Pullar, V: Ventralia (Basoglu & Baran, 1977 ve Baran & Atatür, 1998’den
değiştirilerek). 
  

Şekil
5. Tipik bir yılanda baş ve karın plakları: A- Üstten, B- Yandan, C- Alttan
görünüş. 1: Rostrale, 2: Internasalia, 3: Praefrontalia, 4: Frontale, 5:
Supraocularia, 6: Parietalia, 7: Nasale, 8: Frenale, 9: Praeocularia, 10: Postocularia,
11: Temporalia, 12: Posttemporalia, 13: Supralabialia, 14: Sublabialia, 15: Mentale, 16:
Ön Inframaxillaria, 17: Arka Inframaxillaria, 18: Gularia, V: Ventrale (Başoğlu &
Baran, 1978’den değiştirilerek). 
  

Şekil
6: Kıbrıs’ta bulunan yılan familyalarında kuyruğun alttan görünüşü.
A-Typhlopidae (Typhlops vermicularis), B-Colubridae (Coluber jugularis),
C-Viperidae (Vipera lebetina). Ay: Anüs yarığı, An: Anale, S: Subcaudale
(Başoğlu & Baran, 1978’den değiştirilerek). 
  
5.
SÜRÜNGENGERİN ÇEVREYLE İLİŞKİLERİ
Sürüngenlerin de düşmanları vardır. Bunlar
yırtıcı kuşlar ve bazı memeli hayvan türleridir. Daha sonra açıklanacağı üzere
günümüzde sürüngenlerin en büyük düşmanı insanlardır.
Sürüngenler içinde bazı kertenkele türleri ile yılan
türleri zehirlidir. Kertenkelelerden zehirli olan Heloderma türleri orta Amerika’da
yaşar. Dolayısıyla Kıbrıs’ta yaşayan hiçbir kertenkele türü zehirli değildir.
Ancak yılanlardan bir kısmı zehirlidir. Zehirli yılan türleri Kıbrıs’taki yılan
türlerinin yaklaşık %30’nu teşkil eder. Buna rağmen tüm yılanlardan korkulur ve
görüldükleri yerlerde de öldürülürler. Yine Kıbrıs’ta bulunmayan, fakat
Kıbrıs’a komşu ana karalarda yaşayan, yılan görünüşünde bacaksız kertenkele
çeşitleri de (örneğin Oluklu kertenkele, Ophisaurus apodus) yılan
sanılarak öldürülmektedirler.
Sürüngen türleri daha çok sıcak bölgelerde bulunurlar.
Soğuk bölgelere gidildikçe tür sayıları azalır. Yine deniz seviyesinden yukarılara
çıkıldıkça, buralardaki sürüngen tür sayıları da azalmaktadır.
Değişik ortamlara uyum sağlamış sürüngen türlerinden
bazıları ağaçlarda, bazıları da suda yaşamaktadır.
Sürüngenlerin insanlarla olan ilişkileri diğer hayvan
gruplarından biraz farklıdır. Çünkü daha önce de temas edildiği üzere, bazı
yılan türleri zehirli olduğundan insanların Çoğu yılanlardan korkarlar. Bu korku
sonucunda da sadece %30’u zehirli olan bütün yılanları gördükleri yerlerde
öldürürler. Böylece yılan populasyonlarına büyük zarar vererek doğal dengenin
bozulmasına sebep olmaktadırlar. İnsan aktiviteleri sonucunda sürüngenlerin
yaşadıkları ortamlar kirletilmekte, daraltılmakta veya ortadan kaldırılmaktadır.
Dolayısıyla sürüngenlere de en çok zarar veren canlı grubu insanlardır. Ayrıca
yine insanlar bazı sürüngenlerin derilerini ayakkabı, çanta v.b. eşya yapımında
kullandıklarından, bu türleri insafsızca ve plansız olarak avlamaktadırlar.
Bilinçsiz avlama sonucunda da bazı türlerin nesilleri yok olacak kadar azalmaktadır.
Sürüngenler eski jeolojik devirlerde (Mesozoik) çok
gelişip çeşitlenerek Dünyaya hakim olmuşlardır. Ancak daha sonra azalmışlar ve
günümüze de küçük bir grubu gelebilmiştir. Bundan dolayı da diğer hayvan
gruplarına göre sayıları belirgin şekilde daha azdır.
  
6. İNSANLAR
ve KURBAĞA-SÜRÜNGENLER
Kıbrıs’ta yaşayan kurbağa ve sürüngen
(kaplumbağa, kertenkele, yılan) türlerinin çok büyük bir kısmı zehirsizdir.
Ada’daki yılan türlerinden iki tür; Malpolon monspessulanus (Çukurbaşlı Yılan) ve
Telescopus fallax (Kedigözlü Yılan) bir çift olan büyük zehir dişlerinin üst
çenenin gerisinde olması nedeni ile ince vücut kısımlarını (parmak v.s.)
ısırmadığı sürece zararsızdır. Bu türler daha çok fare v.s. küçük memeli
hayvanları zehirleyip, tüketerek ziraata ve çevre sağlığına katkıda bulunurlar.
Diğer kurbağa ve sürüngen türleri de tarım zararlısı
bir çok böcek, sivrisinek larvası ve küçük memeli (Tarla Faresi, Sıçan v.s.)
türlerini besin olarak tüketmek suretiyle, biyolojik mücadelede önemli bir yere
sahiptirler.
Sazlık-bataklık çevrelerinin kimyasal kirlenmesi sonucu
sucul kurbağa ve kaplumbağa topluluklarının azalması ile orantılı olarak, aynı
ortamda yaşayan çeşitli zararlı böcek ve larvaların sayısı artmaktadır ki,
bunları yok etmek için oldukça pahalıya mal olan önlemlerin alınması gerekmektedir.
Yine aynı şekilde kertenkele ve yılan türlerinin, tanınmamaktan kaynaklanan korku
neticesinde bilinçsiz bir şekilde yok edilmesi, önceden de bahsedildiği gibi bir çok
hastalık taşıyan sıçan ile tarım zararlısı fare ve böcek türlerinin ortamda
sayıca artmalarına yol açmakta ve bunlarla mücadelenin gereği, ekonomik kaybın hiç
de küçümsenemeyecek düzeyde olduğu bilinmektedir. Unutulmaması gereken bir husus da
gerek kurbağa gerekse sürüngen türleri, insanlar ile ortak besin kaynaklarını
paylaşmamakta ve özellikle kertenkele ve yılanlar kendisine zarar verilmediği veya
ürkütülmediği zamanlarda insanlara hiçbir zararı dokunmamaktadır.
Özellikle kırsal kesimde yaşayan kişilerin nadiren de
olsa karşılaşabileceği varsayılan Koca Engerek (Vipera lebetina) bir çift olan
büyük zehir dişlerinin üst çenenin ön kısmında olması ve bu yüzden kolay
ısırabilmesi nedeni ile insanlar dahil, küçük ve büyük baş memeli hayvanlar için
tehlikeli olabilir.
Ada’da yılan türlerinin bulunması ve zehirli veya
zehirsiz bir yılan tarafından ısırılma ihtimali karşısında yapılması gerekenler
ve alınacak önlemler aşağıda belirtilmiştir.
Isırılan
kişi ısıran yılanı yakalamaya çalışmamalıdır. Çünkü bu durum diğer ısırma
ve yaralanmalara neden olabilir. Her yılan ısırması zehirli bir yılan ısırması
olduğu anlamına gelmez. Çoğu kez insanlar zehirsiz yılanlar tarafından ısırılır.
Hatta zehirli bir yılan ısırsa bile her zaman zehir enjekte etmeyebilir.
Yılan
türlerinin ısırmalarında, şayet zamanında önlem alınırsa, ölüm çok nadirdir.
Tedavi edilmemiş engerek ısırmalarında dahi 24 saat içinde bir ölüm olayı hemen
hemen imkansızdır. Bununla birlikte yılan ısırmaları ciddiye alınmalıdır. Şayet
yarım saat içinde ısırılan yerde bazı belirtiler ortaya çıkarsa bir zehirlenme
ihtimali var demektir. Bu durumda tedaviye geçmek için vakit kaybedilmemelidir. Ancak
telaşlanma ve heyecan aynı şekilde tehlikeli olabilir. Zira kan dolaşımı hızlanır
ve zehrin vücuda erken dağılmasına, diğer bir deyişle zehrin daha hızlı etkin bir
rol oynamasına neden olunabilir.
Yılan Isırmalarında Gözlenen Belirtiler:
Zehirsiz bir yılan da ısırmış olsa, ilk ve bazen tek
belirti şok olabilir, bu durumda kişi hafif baygınlık geçirir. Ekstrem durumlarda ise
ısırılan kişi yarı baygın, kendini bilmez durumdadır. Terleme, nabız yavaşlaması
ile solunum artışı görülebilir.
Gerçekten bir zehirlenme söz konusu ise birkaç dakika
içinde ısırılan yer şişmeye başlar.
Daha sonra genel belirtiler, örneğin terleme, kusma,
karın ağrısı ve ishal ortaya çıkar.
Zehirli Yılan Isırması Halinde Yapılacak İlk
Yardım:
Isırılan insanı rahatlatmak, sakinleştirmek.
Isırılan vücut kısmını hareketsiz tutmak, çünkü
hareket zehrin daha çabuk dağılmasına neden olur.
Mümkün olduğunca çabuk tıbbi yardım imkanlarını
araştırmak ve en faydalısı da yılan serumlarının bulunabileceği veya gerekli
tıbbi önlemlerin mevcut olduğu hastahanelere müracaat etmek.
Eğer yaklaşık bir saat kadar sonra tıbbi yardıma
ulaşılabiliyorsa, ısırılan yerin 8-10 cm üzerinden çok fazla sıkmaksızın bir
mendil vs. ile bağlanmalıdır. Bu yolla kanın vücuttaki akışı yavaşlatılır ve
zehrin çabuk dağılması engellenir.
Steril bir jilet ile yaranın kesilmesi, olası bir şok
tehlikesi nedeni ile her zaman tavsiye edilmez. Yara asla emilmemeli veye
emdirilmemelidir. Çünkü ağız yolu ile sekonder zehirlenme mümkündür. Isırılma
yeri, tıbbi yardım öncesinde herhangi bir çözelti veya potasyum permanganat eriyiği
ile muamele edilmemelidir.
Bazı hassas kimselerde (yılan zehrine
aşırı duyarlı) ısırılma olayından hemen sonra kasılmalar ortaya çıkar, bu
durumlarda mümkün olduğunca çabuk tıbbi yardım gereklidir.
[Site Main Page] [Site Ana Sayfa]
[English Herpetofauna Main Page] [Türkçe Herpetofauna Ana Sayfa]
|